Kıyafetlerini sattı ama asla boynunu bükmedi: Bu 'Nejat Uygur'un hikayesi

Kıyafetlerini sattı ama asla boynunu bükmedi: Bu 'Nejat Uygur'un hikayesi

Çalışanlarının parasını ödeyebilmek için kıyafetlerini sattı, durum ne olursa olsun sahne ışıkları kapanmasın diye savaştı. Şöhretin para etmediği dönemde Anadolu’yu turladı. Boks yaptı, aynı zamanda ressam ve heykeltıraştı. Denizci oldu dünyayı turladı hatta harika şiirler yazdı. Ama o, en çok Türk insanının katıldığı kahkahaydı.

Türkiye’yi kahkahalara boğacak o isim, hiciv sanatının o muhteşem temsilcisi Nejat Uygur, 10 Ağustos 1927’de Kilis’te, Fikret Naciye Hanım ve Behzat Bey’in ortanca çocuğu olarak dünyaya geldi. Naciye Hanım öğretmen, Behzat Bey ise subaydı. Küçük Nejat, babasının görevi nedeniyle Anadolu’nun çeşitli şehirlerini görerek büyüdü. Siirt’te başladığı ilkokul eğitimini Çanakkale’nin Ezine ve İntepe ilçelerinde tamamlayacaktı. Çanakkale ve İstanbul’un Sarıyer ilçesinde süren ortaokul serüveni ise Manisa’da noktalanacaktı.

Pilot olmak istiyordu

Nejat daha çocuk yaşlarında birçok Anadolu şehrini gezmişti. Ancak, çeşitli işler ve insanların yüzünü güldürmek için hayatı boyunca hiç bitmeyecek bir sefere çıkacaktı. Çocukluk çağlarında, macera düşkünü çoğu minik kalp gibi o da pilot olmayı istiyordu. Hatta, abisi Zeki ile tehlikeli bir uçuş denemesi tecrübesi de yaşayacaktı. Nejat Uygur, bir söyleşisinde o hatırasını şu sözlerle anlatacaktı: “Benim düşündüğüm ilk meslek pilotluktu. Çocukluğumda pilot olacağımı düşünürdüm. Hatta hiç unutmam Manisa’da olduğumuz yıllarda, yatak çarşaflarını alıp yüksek bir yerden aşağı atlamayı planlamıştım. Tecrübe pilotu olarak önce ağabeyim atladı ve ayağını kırdı. Ağabeyim Zeki Uygur, Amerika’da ünlü bir beyin cerrahı şimdi. Onunla gurur duyuyorum. Ağabeyim burada deniz albayıydı, ordudan ayrıldı sonra.”  

Nejat Uygur’un bütün çocukları sanatla iç içeydi. ancak tiyatrocu olan Süyehl ve Behzat Uygur kardeşler en çok tanınan iki isim oldular.

 

Boksör, ressam, heykeltraş ve dahası

1943’te Sarıyer Halk Evi’nde önce ringlere attı adımını… Fakat bununla da yetinmedi… Su topu da oynadı ve iyi bir at binicisi oldu. Ayrıca pek dile getirmese de ressamdı. Tüm bu uğraşların ardından Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’ne girdi. Okulu bitiremeyecek de olsa burada öğrendikleri hayatının ileriki aşamalarında, hem de Türkiye’nin bir darbe döneminde, hiç ummadığı bir anda yardımına koşacaktı.

Gemilerle dünyaya turladı

Belki, göğün maviliklerine hükmedememiş uçmayı başaramamıştı. Peki ya mavi deniz? Denizin mavisini de yaşamalıydı. İşte engin sularda geçirdiği süreç onu bambaşka bir boyuta taşıyacaktı. Gençlik çağlarında bir liman cüzdanı çıkardı. Babasının görevi nedeniyle Anadolu’nun birçok köşesini gezen Nejat, bu kez gemici olarak dünyayı turlayacaktı. Gemicilik dışarıdan bakıldığı kadar kolay değildi ama onun olduğu seyahatler; tayfalar, yolcular ve hatta gemi kaptanları için oldukça eğlenceli bir hale geliyordu. O tüm gemi yolculukları boyunca geminin içindeki herkesi anlattığı hikayeler ve yaptığı taklitlerle kahkahaya boğuyordu.

Sahenelere ilk adım

Bu maceranın ardından vatani görevini yerine getirme zamanı çoktan gelmişti. Mekanlar değişse de genç Nejat’ın insanları güldürdüğü gerçeği değişmiyordu. O, insanların mutluluğundan feyz almış ve hayatının geri kalan kısmında ne yapacağına karar vermişti. Sarıyer Halk Evi’nde sporun dışında, hayatını adayacağı tiyatroya da adım atacaktı. Avni Dilligil Tiyatrosu’nda sahnelere merhaba diyordu. Büyük Usta kendi anlatımıyla, 1943’te amatör olarak başladığı tiyatro günlerine, 1952’de profesyonel bir şekilde devam ediyor olacaktı. Nejat Uygur Tiyatrosu’nun kuruluş dönemi ise 1949 yılına denk geliyordu. 

1950’de Necla Hanım ile evleniyor

1950 yılında hayatının son nefesine kadar perdelerini kapatmayacağı başka bir oyun için sözleşme imzaladı. Bu oyunun sponsoru aşktı! Kendisi gibi tiyatrocu olan Necla Hanım ile evlendi Nejat Uygur. Sanata adanmış iki büyük kalbin birlikteliğinden her biri sanatla haşır neşir beş erkek çocuk geldi dünyaya. Çocuklar da ebeveynleri gibi tiyatrolarda, turnelerde büyüyecekti. Uygur Ailesi, şöhretin para getirmediği günlerde Anadolu turnelerinde, İstanbul yüzü görmeden geçirecekti 12 yılını.

Sanatın çilesini ailecek çektiler

O beş erkek çocuk da anne ve babasının peşinde, tiyatro sahnelerinde büyüyecekti. Uygur kardeşlerin ikiz olan üyeleri Süha ve Süheyl, 1958 yılının 30 Kasım günü Karadeniz turnesi sırasında Samsun’da geleceklerdi dünyaya. Necla Hanım, Zafer Sineması’na oyun için geldiğinde sancıları tutacak ve henüz birinci perdenin 15’inci dakikasına gelinmeden doğumevinin yolunu tutacaktı. Nejat Uygur ise sahnede kalmak zorundaydı. İnsanları güldürmek için şovu sürdürmeliydi. Birinci perdenin finaline doğru perde arkasında oğlu olduğunu öğrendi Nejat Uygur. İkinci perde başladığında ise ikiz babası olduğu bilgisini almıştı. İkizlerinin mutluluğunu yaşayamadan turneye devam etti. Necla Hanım, Süha ve Süheyl ile doğumdan 7 gün sonra Trabzon sahnesinde turne ekibine yeniden dahil olacaktı. 

Darbe döneminde Cemal Gürsel büstü döktü

Uygur Ailesi, sanatın en zor halini derinden yaşasa da sahnelerinin kapanmasına asla izin vermedi. 1974’te bu kez oyun için İzmir’deydiler. Kıbrıs Çıkarması gerçekleşmiş ve karartma nedeniyle tüm ışıklar gibi sahne ışıkları da sönmüştü. Ancak Nejat Uygur, bu kez sahne önüne mavi ışıkları koydu ve seyircisine verdiği sözü tutmasını bildi. Onun tiyatrosu iki askeri darbe de gördü. Hatta bir turne sırasında baktı ki ekibi aç kalıyor, Cemal Gürsel’in büstünü yapıp satarak ödemelerini yaptı. Hikâyenin en başında söylemiştik ya! O, ‘Güzel Sanatlar Heykel Bölümü’ndeki eğitimini yarıda bırakmıştı ama bu eğitim yarım da kalsa bir gün işine yarayacaktı, diye. İşte Cumhuriyet gazetesinden Cemal (Gürsel) Paşa’nın fotoğraflarına çalışarak döktüğü alçı büstleri satarak tiyatrosunu ayakta tutacaktı Nejat Uygur. Onun soyadını taşıyan ailesi gibi, ekmek bekleyen çalışanları da vardı ve sonuçta hepsinin boğazından sorumluydu.

Sahnelediği bazı oyunlar                                                      

• Alo Orası Tımarhane mi?

• Aman Özal Duymasın

• Benim Annem Evden Neden Kaçtı

• Cibali Karakolu

• Hanedan

• Hastane mi? Kestane mi?

• Kaynanatör

• Miğferine Çiçek Eken Asker

• Minti Minti

Özel devlet tiyatrosu!

Yaşamı boyunca hiç devlet yardımı almamış hatta tiyatro ödeneklerine karşı çıkmıştı. Ancak kendi tiyatrosunun tabelasında bir kullandığı ‘Özel Devlet Tiyatrosu’ ibaresi nedeniyle kendisine dava açılmıştı. Tiyatronun girişinde de şöyle yazıyordu: “Hiçbir resmi ödeneği yoktur. Kendi yağıyla kendisi kavrulur. Yağ dediysek birinci sınıf Trabzon yağı değil. En ucuzundan nebati yağ.”

Seviyeli eleştiri ve herkes için tiyatro

O sahnede hep gerçekleri işledi. Halkın çektiği zorlukları taşıdı oyunlarına. Süleyman Demirel ve Turgut Özal başta olmak üzere sert hicivleriyle alkışları toplamasını bildi. Ancak hiçbir zaman skeçlerini kişisel hakaret boyutuna taşımadı. Bu nedenle olsa gerek sert ama tadında eleştiriler yaptığı siyasilerle değişik zamanlarda, aynı ortamlarda bir araya gelebildi. Nejat Uygur, tiyatroyu geniş kitlelere yayabilmek adına televizyonu da denedi. Sinema salonlarının tiyatro perdelerini zorladığı günlerdi ve ekranlarda milyonları güldürmek en doğru yoldu. Hatta video kaset akımına da ayak uydurmuş ve oyunlarını bu yeni formatta kaydederek tiyatro salonlarını evlere getiren isimlerden biri olmuştu.

Devlet sanatçısı ödülü

Kültür Bakanlığı, 1998 yılında Nejat Uygur’a Devlet Sanatçısı unvanını verdi. Yaşamı boyunca 50’nin üzerinde ödül aldı. 1999’da ‘22. Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri’ töreninde Belkıs Dilligil Onur Ödülü’ne layık görüldü. 2006’da da Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülü gecesinde ‘En iyi Tiyatrocu’ ödülüne layık görüldü. 2007 Altın Kelebek TV Yıldızları Yarışması ‘Tiyatroya Destek Yılı Özel Ödülü’nü aldı.

Beş ayrı sinema filminde rol aldı

60 yılı aşkın sanat hayatı boyunca ABD, Avrupa ülkeleri ve neredeyse Anadolu’nun her köşesinde insanları güldürdü. Çünkü onun için tiyatro herkes için olmalıydı.Tabii tiyatro perdesini açık tutmak adına her türlü fedakarlığa katlanırken beyaz perdeyi göz ardı etmedi. 1970 Yapımı Cafer Bey ile başladığı sinema hayatına beş filmi sığdırdı. Son filmi ise Mahsun Kırmızıgül’ün senaryosunu yazıp yönettiği Beyaz Melek oldu. 

Rol aldığı bazı filmler

Yılı       Filmin Adı

2007    Beyaz Melek

2004    Vizontele Tuuba

1974    Cafer’in Nargilesi

1971    Cafer Bey İyi, Fakir ve Kibar

1970    Cafer Bey

 

Nejat usta başbakanlık yıllarında Turgut Özal'a kendi çalıştığı Barış tablosunu hediye ederken

Kaçınılmaz ölüm hakkında söyledikleri

Nejat Uygur tiyatro ve sinema sanatçısı arkadaşı İsmail Şen’in 2005 yılının başlarında kılınan cenaze namazında basın mensuplarına şunları söyledi: “Bir bakmışsınız benim cenazemde başka sanatçılarla röportaj yapmışsınız. Gün gelecek bütün tiyatro sanatçıları İsmail Hakkı Şen gibi, benim gibi ölecek. Tiyatro perdesi üstümüze üstümüze yıkılacak. Seyirciler üzülmesin.

Yıl 1967... Başbakan Süleyman Demirel, kendisine yönelik eleştirilerin bulunduğu Muammer Karaca'nın yazıp, Nejat Uygur'un sahne aldığı “Demirel'e Söylerim" oyununu izliyor.

..Ve 18 Kasım 2013'te veda vakti gelmişti

10 Eylül 2007’de beyin damarlarındaki tıkanıklık nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Vücudunun sol tarafı kısmi felç oldu, sol kolunu hareket ettiremiyor, bacağını ise çok az hareket kıpırdatabiliyordu artık…. Konuşması bozulmuştu. Bir süre sonra, Süheyl ve Behzat kardeşler, basına yaptıkları açıklamada babalarının artık geçmişte yaşadığını söylediler. Hafızası iyice zayıflamıştı. 18 Kasım 2013’te saat 19:57’de solunum yetmezliği sonucu hayata gözlerini yumdu. O ardında kahkahalar, dokunaklı şiirler, harika resimler ve müthiş bir aile bıraktı. 86 yaşındaydı, Teşvikiye Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi. O kendi cenaze namazını işlediği bir şiir de yazmıştı. O şiir bu sayfanın hemen sağ tarafında yer alan şiirdi. Ruhun şad olsun Büyük Usta…

Usta'nın son şiiri

Biliyorum caminin avlusunda toplanan kalabalık bana değil

Gelen ünlüleri görmek için

‘Aa, o da burda, şu da burda!’ deyip

Beni musalla taşında unutanları görüyorum

Hayatımda ilk defa katıla katıla gülüyorum

Çünkü, kırkım dolmadan unutulacağımı biliyorum.

Yaşlı bir selvi ağacının gölgesinde oturup

Yılların yorgunluğunu çıkarıyorum

Birden önümden sırasıyla Nisa’lar, Tolga’lar, Sadri’ler

Daha birçok sanatçılar geçiyor.

Selam veriyorum, hiçbiri görmüyor.

Sesleniyorum: ‘Anne, ben buradayım. Baba, ben buradayım.’

Sesleniyorum ama kimse duymuyor.

Eşime sesleniyorum: ‘Nerde benim yamalı elbiselerim, boyalarım?’

Çocuklarım burada beni niye yalnız bıraktınız?

Ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum.

Günahımla sevabımla Allah’a sığınıyorum.

 

 

 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ