ÖLÜMSÜZ DELİKANLI: FERHAN ŞENSOY

ÖLÜMSÜZ DELİKANLI: FERHAN ŞENSOY

Yazdığı oyunlarla yıllarca Türk tiyatrosunu farklı bir yolculuğa çıkaran Ferhan Şensoy, yıllarca, severek ve inatla yazdı. Usta tiyatrocu, geçtiğimiz yıl 70 yaşında aramızdan ayrılsa da ardında her herkesin yaşayamayacağı bir hayat bıraktı.

Ferhan Şensoy; Galatasaray Lisesi’nde okurken tiyatroda ısrar eden, üniversitede mimarlık bölümüne girse de vazgeçip Fransa’da tiyatro eğitimi alan, genç yaşında Kanada’da oyun sahneleyen ve ülkesine döndüğünde kolları sıvayıp Türk tiyatrosuna damga vuran usta bir sanatçı. Kavuğu Münir Özkul’dan devralarak Dümbüllü geleneğini sürdürmüş, yazıp yönettiği oyunlarla gişe rekorları kırmış, bir gecede tasarladığı ‘Ferhangi Şeyler’ oyunu ile tek kişilik sahne gösterisinin öncülerinden biri sayılmış ve televizyon kabareleri, reklam filmleri, kitapları ve sinema filmleriyle haşır neşir olmuş bir efsane… Tüm bu serüven boyunca entrikalar, kırgınlıklar, tehditlerle de mücadele eden cesur bir kişilik aynı zamanda.

YAZAR OLACAĞI DAHA GALATARASAY LİSESİ’NDEYKEN BELLİ OLUR

Edebiyat öğretmeni Tahir Alangu, yazdığı kompozisyonlardan anlar bunu. Parmağını Şensoy’un da içinde olduğu beş öğrencisine doğrultup, “Siz yazar olacaksınız mollalar, sizde yetenek var” der. Dediği çıkar Alangu’nun. Bu beş kişi; Selim İleri, Nedim Gürsel, Engin Ardıç, İzzet Yaşar ve tabii Ferhan Şensoy’dan başkası değildir. Ve Şensoy, ömrü boyunca aşkla yazacaktır. Şensoy hayatı boyunca, Alangu için, “Hepimiz için çok önemli bir şanstır” der. Sene 1968’de, 17 yaşındayken, arkadaşlarıyla birlikte ‘Yeni Ufuklar’ dergisinde öyküleri, ‘Soyut’ dergisinde şiirleri yayınlanır. 10’uncu sınıfa geldiğinde artık profesyonel öykü yazarı olmuştur. Oysa hayatı Samsun’un Çarşamba ilçesinde başlar. Asıl orada, daha 3-4 yaşındayken aileye ayrılan locada ilk hayal kahramanlarıyla ve sanatın büyüsüyle tanışır. Gösterilen filmleri çenesini locaya dayayarak 40-50 kere, ne kadar oynarsa seyreder. Ancak babası, Halk Partili Belediye Başkanı Cemil Bey, oğlunun tiyatrocu olmasını istemez ve Şensoy’u İstanbul’a, Galatasaray Lisesi’nde okuması için gönderir.

GALATASARAY, ŞENSOY’A FRANSIZ EKOLÜNÜN KAPILARINI AÇAR

Kültür ve sanatın yanında sıra dışı bir eğitim alır burada. Yatılı okusa da hafta sonları akrabalarında kalır. Bir gözü Beyoğlu’nun ışıltılı tiyatro ve sinema salonlarındadır. Hafta sonları tiyatroya gider. Hafta içi ise okulda arkadaşlarına öğretmenlerinin taklidini yapar. Yazı yazmak kadar taklitte de kabiliyetlidir. Ancak yaptığı sadece taklit değildir. Olayları kurgulayıp öyküye dönüştürür. Bu sayede hikayesi İstanbul’dan Fransa’ya uzanır. Fransız Konsolosluğu’nun duvarında gördüğü bir yarışmaya katılır. Bunun için ‘Ortak Pazar ve Türkiye’ konulu Fransızca bir kompozisyon yazar. Bu yazıyla yarışmayı kazanır ve Fransa’ya çağrılır. Bu gezide önünden geçtiği Strazburg Konservatuarı onu kendine çeker ve sınavına girip onu da kazanır.

TAKLİTLERİYLE STRAZBURG KONSERVATUARI’NA KABUL EDİLİR

Birkaç yıl önce Galatasaray Lisesi’ndeyken okulu ziyarete gelen Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle’ü konu alır. Öğrencilerle şakalaşmalarını, okula geliş gidişini ve bazı ayrıntıları bir metine dönüştürüp Fransızların hoşuna gidecek şekilde sunar. Bu şekilde Strasburg’da öğrenci olur. ‘Ce Fou De Gogol’ adlı oyunuyla 1975'te ‘En İyi Yabancı Yazar’ ödülünü alır. Üniversitede mimarlık okumayı da bu şekilde bırakır. Ancak babası bu başarıdan mutlu olmaz. Bir süre sonra harçlık gelmez olur Türkiye’den. Şensoy da bulaşıkçılıktan kütüphane memurluğuna ne iş bulursa yapar. İkinci yılında yönetmen asistanlığı rolünü üstlenebilecek kadar yol kat eder. Bu arada muhalif tutumunu hiç kaybetmez Şensoy. Fransa’da da tıpkı Türkiye’de olduğu gibi güncel olayların içinde kalır.

KANADA’DA ÖNEMLİ İSİMLERLE AYNI SAHNEYİ PAYLAŞIR

Ardından yolu Kanada’ya uzanır. Artık profesyoneldir. Hem yönetmen hem oyuncu olarak çalışmalarını sürdürürken, Kanadalı Monique Mercure ile aynı sahneyi paylaşır. Kanada’da bir yıl daha kalıp iki ülke arasında tiyatro köprüsü kurmayı planlar ama başaramaz. Vizesini uzatmak için başvurduğu Türkiye Konsolosluğu’nda karşısına askerlik çıkar. “Amacım zaten Türkiye’de kendi dilimde yazmak, kendi dilimde tiyatro yapmaktı. Oralara öğrenmeye gittim. O öğrenme sırası biraz daha uzatılabilirdi. Öyle olsaydı orada bana verilen bir tiyatroda repertuar tiyatrosu yapacaktım. Türkiye’den oyuncular, müzisyenler getirme imkanım olacaktı. Belki başka yollar açılırdı Türkiye için. Ama olmadı. Sonunda Türkiye’ye gelecektim zaten. Hiçbir zaman amacım oraya yerleşmek değildi.”

TÜRKİYE’YE DÖNDÜĞÜNDE ALİ POYRAZOĞLU İLE TANIŞIR

Poyrazoğlu yıllar sonra bu tanışıklığı şöyle anlatır: “Korhan Abay, ‘Bir çocuk var, eli kalem tutuyor, oynamayı da beceriyor’ diye tanıştırdı beni Şensoy ile. Baktım çok esaslı bir oğlan. ‘Bize katılsana’ dedim. ‘Gelirim yarın sabah’ dedi. Geldi de. Dedim ki “Madem elin kalem tutuyor, oyun yaz’. ‘Dur Konuşma Sus Söyleme’yi yazdı, oynadık çok fiyakalı oldu. Sonra ‘Bizim Sınıf’ oyununu yazdı, o da fevkalade oldu. Onu da oynadık.” Oyunlarının ardından Şensoy, 1978’de ilk kitabı Kazancı Yokuşu’nu çıkarır. 1980’de ise hayatında yeni bir sayfa açmak ister. 12 Eylül Darbesi ile hemen hemen aynı günlerde kendi tiyatrosu Ortaoyuncular’ı kurar. Perdeyi yıllar yılı sürecek ‘Şahları da Vururlar’ oyunuyla açar. İran’ın Şah döneminde yaşadığı baskı ve çelişkileri anlatır oyunda. Ancak o dönem Türkiye’de olup bitenlerin farkında olan seyirci, aslında anlatılanın kendi hikayesi olduğunu da bilir. Oyun yıllarca kapalı gişe oynar. Ancak bir süre sonra İran’da Humeyni rejiminin baskısı başlayacak, Şensoy da bu oyunun devamı niteliğinde ‘Binbir Gece Cinayetleri’ni yazmaya oturacaktır.

“OYNAMAZSAN SENİ İÇİN DAHA HAYIRLI OLUR”

Çok ağır bir mektup geldi bize Muhammed Tahir’den. Böyle bir şeyin oynanmasına izin veremeyeceklerini, Humeyni döneminin eleştirilemeyeceğini, bunun ülkeler arasında büyük bir sorun yaratacağına dair ağır bir mektuptu bu. Dışişlerindeki Galatasaraylı arkadaşlarımızı arayıp bu durumu danıştık. “Oynamazsan senin için daha hayırlı olur” dediler. Biz de oyunun devamını yazmadık. Hatta o dönem Salman Rüşdi olayı yoktu henüz. Onun olayı patlayınca ben ne olduğunu anladım. Zaten mektupta da onu söylüyordu.”

SONRA BAŞKA BİR OYUNUN PEŞİNE DÜŞER

Nazi yönetiminde bile tiyatro yapmaktan vazgeçmeyen Karl Valentin’in öyküsünü anlatan ‘İçinden Tramvay Geçen Şarkı’dır bu. Ancak Şensoy, Türkiye gündeminden de ayrı kalmaz. O dönemde Muzır Yasası çıkar Türkiye’de. Şensoy da ondan hareketle ‘Muzır Müzikali’ni yazar. “O dönem Playboy ve benzeri dergiler siyah poşette satılacak diye bir yasa çıkmıştı. Bu yasayı protesto düşüncesinden kaleme alınmış, ‘Şu da muzır bu da muzır, hepsini poşetleyelim’ diye başlayan bir oyundu. Tepkiyi yobaz kesimden gördü. Uzun zaman tehdit mektupları aldık. Polis çemberi altında oynadık. Oyun sonrasında sivil polisler bizi koruyordu.” Ancak daha fazla sürmez tehditler. 7 Şubat 1987’de müzikalin oynandığı Şan Tiyatrosu alev alev yanar. Hiçbir inceleme yapılmadan “Yangın elektrik kontağından çıkmıştır” denilir. Üstelik Şensoy, 21 gün hapis yatar, müstehcenlikten. Bu yangın, Şensoy’un hayatı boyunca en çok içerlediği olaylardan biri olur.

VE FERHANGİ ŞEYLER…

Ortaoyuncular, Şan Sineması’nın yakılmasının ardından o sezon sadece İçinden Tramvay Geçen Şarkıyı oynayabilecektir. Ancak yine bir aksilik olur ve oyunda rol alan Hümeyra hastalanır. Üstelik oyunun biletleri satılmıştır ve seyirciye iade edecek para yoktur. Şensoy, daha önce sahnelediği ‘Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı’ oyununda yaptığı gibi gazete okuyarak mizah yapmayı tek kişilik bir oyuna dönüştürür. Tarih 7 Mart 1986’dır… “Bir kağıda Ferhangi Şeyler diye yazdık, yanına bir fotoğrafımı koyduk ve tarih ekledik. Ortada hiçbir şey yok. Ancak İstanbul’da fena bir şekilde kar yağıyor o gün. ‘Oh’ dedim ‘kimse gelmez’. Ama herkes yürüyerek gelmiş. Salon dolu. Sahnede ne yapacağımı bilmiyorum. Çok korkarak sahneye çıktım o gün. O benim Ortaoyunlar batmasın diye kendimi suya atışımdı. Ama ilk günden oyun patladı.

KAZANDIKLARININ TAMAMINI SES TİYATROSU2NA YATIRIR

1989 yılında bu kez tüm kazancını Ses Tiyatrosu’na yatırır ve asırlık tiyatroyu yeniden gösteriye açar. Bir anlamda kendi oyuncusunu yetiştiren, sahne beraberliğini esas alan ve sıklıkla sınav yapılan bir okuldur burası. Şensoy, aynı yıl Münir Özkul’dan tiyatronun ustalık nişanı kavuğu devralır. Öyküleri, senaryoları, denemeleri bir yana sık sık kitap yazar. Genellikle muhaliftir. Bütün oyunlarında ülkede yaşananlara dokunur. Türk tiyatrosu adına önemli yenilikler yapan bir isim olur hep… “Bizim tiyatromuzun kuruluşundan beri çizgisi bu, gündemi takip etmek. Çevremizde olup bitenlerden ilgisiz işler yapmak bana saçma geliyor. Ben oyunun içinde doğaçlama da yaptığım için özellikle kendi repliklerimde eskimiş bir şeyi cımbızlar, onun yerine o gün olmuş bir şeyi koyarım. Tiyatromuzun özü bu.

HEP KENDİ KOŞULLARINDA VAR OLDU

Taviz vermem, istediğimden yanayımdır. O anlamda çalışılması zor bir adam olarak görülürüm. Yine de teklifler var ama çok aklıma yatmadığı için yapmıyorum. Küs değilim. Ama televizyonu kullanıp bir şey anlatabilmeliyiz. Eğer televizyon bir silah ise -ki öyledir.” Yine de hem para kazanmak hem de söyleyeceğini daha kalabalıklara iletebilmek için televizyon dizilerine imza atar. Ancak sinemada olduğu gibi uzun sürmez bu iş. Yazdığı diziler birkaç bölümden sonra yayından kaldırılır.  Şensoy, dışarıdan sinirli görünse de duygusal bir adam olduğunu söyler ve ekler: “Benim düşünüp başkasının düşünemediği şeye sinirleniyorum. İki defa anlatmaya çok sinirleniyorum. Yapımda var bu.


Şensoy’un parmakları ortaokul çağlarından bu yana yazar. ‘Şahları da Vururlar’, ‘Kenef Penceresinden Denizi Gören Güldürü’, ‘Felek Bir Gün Salakken’, ‘Beni Ben mi Delirttim’, ‘Kiralık Oyun’, ‘Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı’, ‘Uzun Donlu Kişot’ da dahil 40’ın üzerinde oyun yazar hayatı boyunca. Kendi deyimiyle, ‘Değil Türkiye’de, dünyada da ne Molière’in ne Shakespeare’in bu kadar oyunu vardır. Ben çok yazan bir yazarım” der. İlk oyunu ‘Haneler’, ‘Devekuşu Kabare’de oynanmıştır. “En çok hangi oyununuzu seviyorsunuz?’ sorusuna karşılık ‘Öyle bir şey yoktur. Hangi çocuğunuzu daha çok seviyorsunuz gibi bir soru bu. Ama en nazlısı en son yazdığınızdır” diye karşılık verir.

FERHAN ŞENSOY HAKKINDA KISA BİLGİLER  

İLK AŞK, SONU HÜSRAN

Ferhan Şensoy, üniversiteyi kazandığı gün ilk aşkıyla da tanışır. Sonrasında kırık bir hikayeye dönüşür bu aşk. Kızın ailesi Şensoy’u istemediğinden ayrılmak zorunda kalırlar. Yıllar sonra acı bir haber gelir. Hostes olan sevgilisinin uçağı Paris yakınlarında bir ormana düşmüştür. Şensoy bundan çok etkilenir. Uzun bir dönem aşk olmaz hayatında. Yıllar sonra tiyatrocu Derya Baykal ile evlenir.  

ANARŞİST GENÇLİK

Ferhan Şensoy, üniversite günlerinde 68 rüzgarının sonlarını yakalar. Bir çömez devrimci olmuştur. Bildiri dağıtan, ABD bayrağı yakan ve yolu trafiğe kapatanlar arasındadır artık. Şöyle anlatır o günleri: “Bir bildiri basılacak o zaman. Ben sabaha kadar bildiri basıyorum akademide. Bildiri dağıtmak da yasak. Akademinin damına çıkıp boğaz rüzgarına bir fırlatıyorum, bütün İstanbul’a bildiri dağılmış oluyor.

“BUNLAR PARİS’TE OLUR!”

Şensoy ve arkadaşları, 12 Mart döneminden önce Galatasaray Oyuncuları diye bir amatör tiyatro grubu kurar. Sanatçı, yarısı Türkçe yarısı Fransızca bir oyun yazar. Ancak oynayacak sahneleri yoktur. Haldun Taner’e gider Şensoy. Orada prova yaparlar. Ancak Taner oyunu sert siyasi göndermeler nedeniyle sahneletmez. Söz konusu oyun buna karşın sadece bir gece, izleyenlerin de tiyatrocu olduğu bir gruba sahnelenir..

“Televizyondan ‘Gel istediğin bir şeyi yap’ diyen biri yok. Formatlaşmış şeylerden teklifler geliyor. Aile filmi tutuyorsa o oluyor. 'Benim yazdığım bir şey var, çekelim mi?' diyorum, hiç aramıyorlar. Televizyona küs değilim ama onların dediğini oynamam."

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ