Anılarda Atatürk

Anılarda Atatürk

Sacide Bolcan

Ülkemizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk’ün en önde gelen vasıflarından birisi insanlığıdır. Kısa sayılabilecek hayatı boyunca sayıları dokuz-onu bulan manevi evlatlar edinmiş ve onları topluma kazandırmış, hatta örnek olmaları yönünde de gayret sarfetmiştir. Bu evlatlardan birisi de benim rahmetli Hocam Âfet İnan’dır. Ben de kendisi ile çok özel zamanlar geçirmiş olmakla kendimi şanslı addediyor, kazanımlarımın başında da ondan dinlediğim anıların olduğuna inanıyorum. Örneğin Atatürk’ün tüm hayatı boyunca tarihe olan ilgisi üzerine dinlediklerim benim için de önemli olmuştur. Atatürk, tarih konusunda çokça okumuş ve ülkemizin tarihinin de belgelerle yazılmasına öncülük etmiştir. Mecliste ya da topluma hitabettiğinde tarihten yararlandığı ve gerekli bilgileri kullanarak da örnekler verdiği âşikardır. Bu durumu muhterem Hocamdan dinlemiştim: Âfet İnan henüz Fransız Kız Lisesinde okurken Coğrafya kitabında bir bilgiye takılmış, “Türkler barbar ve ikinci dereceden bir ırktır.” Bilgisini öğretmenine de göstererek bunun böylece öğretilmesine karşı olduğunu ifade etmişti. Ama sonucu değiştirememiş ve konuyu Atatürk’le de paylaşmıştı. Atatürk,; “Bu böyle olamaz, bunun üzerinde çalışalım.” diyerek duruma el koymuş, tarihle uğraşan kişileri etrafına toplayıp görevlendirmeye başlamıştı. Âfet İnan’a göre bu çalışmalar Türk Tarih Kurumu’nun kurulmasına vesile olmuştur.

 

Afet İnan

Şöyle ki, Atatürk tarihçilere verdiği görevle “Türklerin medeniyete hizmetleri”nin araştırılmasını başlatmış; siyasi, askeri, ekonomik ve güzel sanatlarda yaptıklarının kayda geçirilmesini istemişti. Tarihte çeşitli devletler kurmuş olan Türklerin tarihi böylece ortaya çıkarılmalı idi. Bir taraftan kendisi de araştırmalarını ve okumalarını sürdürüyor, hatta günler boyu uyumadan H.G.Wells’in “Dünya Tarihi”ni inceliyordu. Uykusuzluk sebebi ile gözlerinin sulanmasına bulduğu çare ise parçalar kestirip yanında bulundurduğu tülbent parçaları idi. O zamanlar tek üniversitemiz olan İstanbul Üniversitesinin tarih dersi notlarını dahi okuyarak gençlere nelerin öğretildiği ile yakından ilgileniyordu. Âfet İnan’ın da heyecanla anlattığına göre sonunda dört ciltlik bir Türk Tarihi okullarda okutulmak üzere hazırlanmış, bazı bölümlerini bizzat Atatürk kaleme almıştı. Türk tarihine verilen önem bir kurumun ortaya çıkmasına sebep olmuş, Âfet Hanım da kurumun Asbaşkanlığını yapmıştı. Kurumun öneminin en önemli göstergelerinden birisi de tabii ki Büyük Önder Atatürk’ün mirasının bir bölümünü Tarih ve Dil Kurumlarına bırakmasından geliyordu.

Atatürk’ün önem verdiği bir diğer konu, Türk kadınının elde etmesi gereken haklardı. Bunların başında da seçme ve seçilme hakkı geliyordu. Âfet İnan’ın bu konudaki rolünü yine ondan dinlediğim şekliyle nakletmek isterim: Âfet Hanım, Atatürk’ün kendisini eğitim için gönderdiği Lozan dönüşü Musiki Muallim Mektebi’nde(Konservatuar) öğretmenliğe başlamıştı. Kız-erkek karışık bu okulda Yurt Bilgisi dersi veriyordu. Sınıfta, uygulamalı olarak bir seçimin nasıl yapılacağını öğrencilere göstermiş, yapılan başkanlık seçimini de bir kız öğrenci kazanmıştı. Seçim sonucuna itiraz eden bir erkek öğrenci Âfet Hanım’a: -Hocam siz kız öğrencilere de oy verdirdiniz, bu kanuni değil! Diyerek âdeta gerçeğin altını çizmişti. Âfet Hanım öğrencisine: -Burada hepiniz eşitsiniz… Dese de cevabının tatminkâr olmadığını kendisi de biliyordu. Üzüntüsünü yine Atatürk’le paylaşmış ve durumdan bir kadın olarak yakınmıştı. Oysa Belediye Kanunu nerede ise bir yıldır mecliste üzerinde çalışılıyor olmasına rağmen çıkamamıştı. Âfet Hanım’ın serzenişine İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da tanıklık ettiği için konu tartışılma olanağı bulmuş, kanuna yapılan bir ek madde ile kadınlara da belediye seçimlerinde oy kullanma hakkı tanınmıştı sonunda… Âfet Hanım, eğitim gördüğü İsviçre’de dahi bu hak kullanılmadığı için çok heyecanlanmıştı. Üstelik kanunun çıktığı gün, 3 Nisan 1930 günü Atatürk’ün direktifiyle Türkocağı’nda bir konferans vermiş, daha geniş kitlelerin heyecana katılması sağlanmıştı. Gelişmeler bununla kalmayacak, 1933’te Muhtar ve İhtiyar Heyeti seçimlerinde ve 1934’te de genel seçimlerde kadınlar oy hakkına kavuşacaklardı. Bir seyahatimiz sırasında Âfet İnan bununla ilgili bir başka anısını da paylaşmıştı benimle…

 

Atatürk ve beraberindekiler İstanbul’a gitmek üzere karayolu ile gayet tozlu olarak Zir üzerinden (Kazan Ovası) geçiyordu. Atatürk’ün geçeceğini öğrenen köylüler ve öğrenciler yolların kenarında toplanmışlar onu görebilecekleri umudu ile bekleşiyorlardı. Hava çok sıcaktı ve Atatürk de vakit kaybetmek istemiyordu. Ama kalabalık arabayı durdurmayı başarmış, hatta güzel köylü giysili bir kadın yanaşmıştı bile… -Paşam size ayran hazırladık iner misiniz? Diye soruyordu. İnme taraftarı olmayan Atatürk Âfet Hanım’a dönerek: -Kimmiş sor bakalım! Diyerek merakını gidermek istemişti. Köylü kadın gayet cesurca: -Ben Kazan Köyünün muhtarıyım, yeni seçildim onun için karşılamaya geldik, Diye anlatmış ve ayranı uzatmıştı bile…Ayrıca ayak üstü köyüyle ilgili bilgileri de vermişti. Otomobil hareket ettiğinde yanında olan Nuri Conker’e dönen Atatürk: -Bak, işte milletvekili olacak kadın! Bunu milletvekili yapacağız. Demişti. Nuri Conker ise biraz alaycı: -Yaa! Demek bize böyle arkadaşlar getireceksiniz. Diye sanki konuyu biraz uzak bulduğunu vurguluyor gibiydi. Oysa yasa 1934’te kabul edilmiş ve Kazan Muhtarı Satı Kadın(Çırpan) meclise giren 18 kadın milletvekilinden bir olmuştu. Köprü okuyucuları için sanırım Âfet İnan anılarına devam edeceğim. 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ